GÖNÜL SESİ - Yazar: ALİ KALKAN

İnsanoğlu yaratılıştan beri kendi kültürüne ait değerler yaratır. Bu değerler toplumun örtük belleğidir, silsile şeklinde ileriki nesillere aktarılır. Yaşam boyu üretilen yeni eserlerle de çeşitlenerek çoğalır. Bu değerlerden en önemli olanlardan biri de halk türküleridir. Bu güçlü bir değerdir, toplumu  mutlu ve anlamlı kılar. Yeni nesiller bu kültürel varlıkla kime ve nereye ait olduğunu kavrar. Bununla da sınırlı kalmaz: varlık alanımızı en güzel şekilde yansıtan türküler büyük bir bellek, büyük bir aktarım aracı olmanın yanında eğitici, öğretici, eğlendirici, olgunlaştırıcı birer kültürel toplumsal otorite işlevi görür.


Kendimce birkaç örnek üzerinden halk türkülerinin işlediği konulara ve işleniş şekline değinmek istiyorum:

Bir anadan dünyaya gelen yolcu,

Görünce dünyaya gönül verdin mi?

Kimi büyük kimi böcek, kimi kul

Merak edip hiç birinin sordun mu?

Bunlar neden, nedenini sordun mu?

Neşet Ertaş'ın bu sözlerini biraz irdeleyince varlık-yokluk felsefesinde bulabilirsiniz kendinizi. “ Merak edip üzerinde düşündün mü” diye soran ozan hayat yolculuğunu kısacık bir dörtlükle en güzel şekilde aktarmıştır.

Çoğu türkülerimiz oldukça sade  içten, büyülü ve oldukça eğitici tarihsel birer vesika niteliğindedir. Farklı farklı isimlerle anılabilir: Bozlak, deyiş, nefes, ninni, uzun hava... Hepsi aynı bütünselliğin birbirini besleyen birer sağlam parçasıdır.

Tutuştu ağıllar dört bir yan yandı,

Yavrularım beşiğinden uyandı,

Herkes ağladı her taraf yandı,

Senelere seneler hayın seneler.

Erzurumlu bir aşığın türküsü tahmini 1915 yıllarına işaret etmekte. Ermeniler Doğu Anadolu illerinde birçok yeri yakıp yıkıp, ortalığı kan gölüne çevirmiştir. Ağıl ve mereklere doldurulan birçok yaşlı ve çocuk, ekmek ve yiyecek umuduyla kapalı ve havasız yerlerde beklerken, damlar üzerine torbalarla barut yığan Ermeniler, insanlarımızı  acımasızca yakarak  katledilmiştir. Türkülerin tarihsel olaylara birer şahit oluşunu gözlemliyoruz.

Elbette ki her sanat ürünü amacına yönelik güzel detaylar barındırıyor. Şarkı da pop da rock müzik de arabesk de ayrı birer renk, ayrı birer mozaik olmakla beraber, türküler bu kulvarda çok farklı bir yere sahiptir. En önemlisi aylık veya yıllık değil asırlık birer sanatsal ömürleri olan türkülerimiz, deyişlerimiz ta Selçuklu zamanından, Osmanlı zamanından günümüze kadar gelebilmiştir. Bu uzun tarihsel yolculuk geniş sanatsal bir gücün göstergesidir.

Bir acayip derde düştüm herkes gider karına,

Bugün buldum bugün yerim Hak kerimdir yarına,

Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına,

Rızkımı veren Hüda’dır kula minnet eylemem.

17. yüzyılda yaşamış tekke şairi Kul Nesimi bu nefesinde yalın ve özgün bir dille maddeye bağlı yaşamı eleştirip, kula kul olmayı reddederek bir derviş nasihatinde bulunmuş.

İster acı ister tatlı olaylar olsun, Anadolu’nun her bir dönemine ait hadiseler halk türkülerinde en güzel şekilde nakşedilmiştir. Bunları yorumlayan sanatçılar bir mesleği icra etmekle beraber aynı zamanda büyük bir manevi elçilik yaparak kültürü ve tarihi birikimi halktan halka taşımaktadır.

Türküler geçmişini ruhunu zengin ve bilge bir anlatımla yansıtırken, eğitici öğretici kimliğiyle kimi zaman toplumu eleştirmekten de geri kalmamıştır.

Yiğitlik midir bir tutam ışığı,

Kör bıçakla güneşten koparıp karanlığa kurban etmek,

Söyle hangi kitapta vardır, elleri kolları bağlıyı yakmak,

Var mıdır kardelen akınında bir avuç inciyi ateşte tutmak.

Bazen de ozan türküsünde Âşık Hicrani gibi sevdiğine sitem eder:

Sen beni sevseydin arar bulurdun,

Zülfünün teline bağlar dururdun,

Madem ayrılmakmış senin muradın,

Niye beni ataşlara yandırdın.

Müziğin her türlüsü büyük bir sosyolojik ve psikolojik olgu olmakla beraber türkülerde  bu yelpaze kendini daha da belli ettirir. Her yaşta insanın ruhunu dinlendiren, insanın hayata bakışını değiştiren, hayata renk katan türküler bazen  doğru yolu bulmamıza önayak olur, bazen içimizdeki ben'i yani kendimizi dinlemeye, dertlerimizden  arınmaya ve çoğu kez de sevgimizi çevremizle paylaşmaya vesile olur.

Bu arada müziğin insan üzerindeki iyileştirici etkisinden eski yüzyıllardan beri bahsedilir. Bir gazete araştırmasına göre müzik dinlemek ruhsal bir dinlenme yanında, beynin odaklanma gücünü arttırıcı etkisi tespit edilmiştir. Kan damarlarını rahatlatan, kaygı bozukluklarını gideren, beynin tepki verme süresinin azaltan, insana sakinlik katan müziğin faydaları en az müzik türleri kadar çeşitlidir. Çoğumuz iş çıkışı rahatlamak, ders arasında beyni dinlendirmek veya da yalnız kalındığında şöyle insana yaşama sevinci enjekte eden bir türkü eşliğinde başka bir âleme dalıp kaybolmayı tercih eder.

Gelin bugün kendiniz için bir iyilik yapın; bozlaktan nefese, deyişten efe türküsüne, Yunan sirtakisinden Karadeniz horonuna kadar her rengi içinde barındıran  Anadolu'nun Kayıp Şarkıları'nı dinleyin. Türkülerle kalın..

Yazar: Ali KALKAN