İnsanın 'Tamam Olma' Arayışı

En son ne zaman kendinizi ‘tamam’ hissettiniz?

Aklınız, kalbiniz, ruhunuz, bedeniniz, kaşınız, gözünüzle birlikte tam tekmil en son ne zaman ‘Evet ya! İşte bu!’ dediniz?

Bu sabah?

Bir hafta önce?

Evlendiğiniz gün? Terfi aldığınız, ya da boşandığınız gün?

Ya da hatırlaması bile güç sisli bir anı gibi mi?

Pek çoklarının özendiği bir işte, ortalamanın epey üstünde bir gelir seviyesi olan bir arkadaşıma aynı soruyu şöyle sordum;

‘Kendini en son ne zaman tam anlamıyla kendin gibi -her şeyinle tamamlanmış- hissettin?’

Bana bu hissi, ancak, gittiği bir müzede muhteşem bir sanat eserini incelerken ya da özenle yazılmış bir kitabı okurken hissedebildiğini söyledi.

Aslında bu arkadaşımın hislerinin bir parça yoğunlaşmış halinin psikolojide bir adı da olduğunu öğrendim. Stendhal Sendromu olarak bilinen bu duygu durum hali görkemli bir sanat eseri karşısında yoğun duygular hissedip kendinden geçme hatta bayılma hali olarak ifade ediliyor. Kimi çevrelerce –elitist- bulunup eleştirilen bu hal, şahane bir koreografiyi izlerken, Ravel’in Bolero’sunu canlı dinlerken ya da altını çizmekten kendimi alamadığım bir kitabı okurken yaşadığım nefes kesiciliği açıklasa da benim sorguladığım şey bu saf hayranlıktan öte, fiziki varoluşunun tanrısal tezahürü ile yaşadığı uyumlanmanın nasıl hissettirdiği üzerine...

Tamam olma, bir olma, öze ulaşma hali insanın temel arayışlarından biri olmalı ki kadim bilgiler bize bu vecd haline ulaşmak için çeşitli yollar göstermişler. Kendi kişisel yolculuğumda karşıma çıkan ve sonra beni baştan aşağı içine alan Yoga bu yola dair 8 basamaktan bahseder mesela. Peki hayatımda hiç yoga ile tanışmamış olsaydım ya da meditasyon yapmamış, bana kendimi gerçekten tamam hissettirecek neyim olurdu diye düşünüyorum.

İlk aklıma gelen mesleki başarılar oluyor.

Kocaman bir plazanın kocaman camlı odalarından birinde masamın üzerinde oymalı harflerle adımın yazılı olduğu, dolmakalemimi elime alıp havalı imzalar attığım bir işe sahip olsaydım?

Ya da yılın 8 ayını tropik adalarda tatil yapabilecek gelir düzeyine sahip olsaydım, çok zengin ve ünlü bir iş adamının karısı olsaydım,  ya da bölüm başına bol sıfırlı rakamlar aldığım bir dizi oyuncusu, ya da daha ulvi bir işim olsaydı, mesela amansız bir hastalığa çare olabilecek bir aşı icat etmiş, cinsel eşitsizlikler, kadın cinayetleri üzerine dava  üstüne dava kazanmış bir hukuk insanı olsaydım.....Binlerce versiyon sayabilirim.....Hepsi olsaydım ve hala ‘tamam ‘ hissedemeseydim ne olurdu ?

Tamam olma, tamamlanma, bir olma ve en nihayetinde hiç olma halinin yolu dışarıdaki dünyadan çok içimizin derinliklerinden sesleniyor gibi...

Sanılanın aksine, aslında ne kadar fazlalıktan kurtulursak o kadar tamamlanıyor insan. Ta çocukluğumuzdan itibaren üstlendiğimiz kişilikler, uslu çocuk -çalışkan öğrenci- harika sevgili -süper anne- acımasız iş kadını, vs. giderek altında ezildiğimiz tuz çuvalları gibi yükleniyor üzerimize. Dahası, yaşadığımız dünya ve içinde yuvarlandığımız sistem bu çuvalları taşımayı öylesine kutsallaştırıyor ki, kendi yüklerimizin savunucuları haline gelebiliyoruz istemeden. Arınmak için Himalayalar’a gidip döndüğünde havaalanında bindiği taksiciyle kavga eden bir yoga hocası olduğunu duymuştum. Durumun gülünçlüğü şurada ki, pek çoğumuz gerçekten hala arınmanın dışarıdaki dünyanın sadeleşmesi ile mümkün olacağını düşünürken içimizde olanlarla yüzleşmekten özenle kaçıyoruz. Bu kaçışı destekleyen pek çok yeni spiritüel fast track öğretiler de yaşadığımız ilüzyonu cilalıyor.

Kaynağını bulmak için bizi kendi içimize yönlendiren pek çok öğreti (yoga –taoizm –sufizm-bektaşilik) aynı noktada birleşiyor. Kendi içimize yaptığımız yolculuk tıpkı bir soğanın katları gibi tek tek soyuyor giyindiğimiz kişilikleri, takındığımız maskeleri. Şüphesiz ki çok kolay bir süreç olmuyor bu, çoğu zaman gözyaşlarıyla, haykırmalarla geçiyor, Kabul etmek istemiyor, reddediyor, halimize acıyor, başkaları da bize acısın istiyor ve nihayetinde anlayışla karşılamayı öğreniyor bugüne dek getirdiklerimizi...Bedenin, nefesin, ruhun aynı kaynaktan beslenmeye başladığında denge ve ahenkle akmaya başlıyoruz oysa, tıpkı bir nehir gibi...

Yoga pratiği ve meditasyon uygulamaları benim tamam olma arayışımda yolumu aydınlatıyor. Aile Dizimi çalışması ise bakış açımı değiştiren ve ilüzyonun ötesine bakmamı sağlayan diğer ışık...Nihayetinde tüm uygulamalar kendi içimize daha saf, daha şefkatle, daha nezaketle, daha bilgece ulaşmak için. Belki de aradığımız tamam olma haline ulaşmak değil, tamam olduğumuz halimizi hatırlamak sadece.

Sevgiyle...

Yazar: Dilek ALTUNAY