Keşke Acıkmasam


Başlığı sizleri aldatmak için seçmedim, size yemeklerden değil kitaplardan bahsetmek istiyorum. En son hangi kitabı veya yazarı okuduğunuzu sormayacağım. Kendim de dahil olmak üzere kitap konusunda insanları bir daha düşündürmek, okumaya dair kendi penceremden sorular sormak istedim: Neden kitap okumuyoruz ve okumalıyız, nasıl okumalıyız, ne okumalıyız, okusak ne olacak? vb.




"Okumak? Çaktırmadan kişiyi adam eden aktivite..."




Milliyet gazetesindeki bir makaleye göre ülkemizde her gün yeni bir kitap yayınlanıyor ama her gün yeni bir okur kazanmak yerine, var olan okuyucuyu da yavaş yavaş kaybediyoruz. Gittikçe azalan okur oranı şu an itibariyle korkunç bir vaziyettedir. 10 yılda 1 kitap okuyan bir ülkeyiz. Bunu sebebi anketlerde  “vakitsizlik” olarak karşımıza çıkıyor. Halbuki bu kişilere 3 yeni dizinin adlarını sorsanız, sorunuz yanıtsız kalmayacaktır. Bir de telefona ve sosyal medyaya ayırdığımız zaman ne kadardır dersiniz?

Doğduğumuzda dünyaya ilişkin bilgi birikimimiz yoktur.  “Beynimiz boş bir levha gibidir” der İngiliz filozof John Lojke. Yani deneyimlerimizle bu levhayı biz doldururuz. Buradaki en büyük kaynağımız ise doğal tecrübelerimize ek olarak okuduklarımızdır. Yani ruhumuzu ve zihnimizi besleyen kitaplardır. Levhaya nakşedeceğimiz şeyler okuduklarınızdır.

Neden okumalıyız? Amaç bu boş levhaya rasgele bilgiler kaydetmek midir? Yoksa bir amaç bir uğruna mı okumak gerek? Sonuçta 2-3 yıllık bir uğraş sonucunda önünüze gelen 100 sayfalık bir birikimi 3 günde okumanın bir anlamı olmalı değil mi?  Olaya tarihi liderler açısından bakarsak: Mesela Mustafa Kemal Atatürk savaş günleri de dahil olmak üzere neden kütüphaneler dolusu kitap okumuş olabilir?  Yavuz Sultan Selim neden fazla okumak sonucunda gözlerini bozdu?  Fatih’in tarih, felsefe ve pozitif bilimlere aşırı oranda ilgisi nedendi? Elbette ki amaç mutlu ve bağımsız bir toplum yaşamı kurmak için güç kazanmak, bilgisel birikim yapmaktı, başkalarının tecrübelerinden faydalanmaktı. Pratik zekayı geliştirerek en ideal ve hızlı çözümler üretmekti. Ve gerçekten de Fatih büyük bir zaferle bir çağı kapatıp yeni bir çağ açarken, Atatürk bütün dünyayı şaşırtarak kısa zamanda büyük zaferler kazandı ve günümüz Cumhuriyetinin kurulmasını sağladı.  Yahya Kemal’e  “Üstad, bu millet nasıl Viyana’ya kadar gitti?” diye sorulunca: “Pilav yiyerek ve Mesnevi okuyarak.” cevabını vermiştir.  Okumak kurtuluşa giden bir yol olmuştur adeta.


Bizler de kendi dünyamızda mutlu cumhuriyetimizi kurabiliriz aslında. Bu bağlamda toplumdaki her bir birey okuyarak hayatı daha çok sever ve sevdirir, hızlı ve etkili hitap kazanır. Okuyan kişi fikir üretendir, bilen kişidir ve bilirkişidir. Okuyan kişi evrendeki üçüncü boyut dışında kalan mana boyutuna varmış kişidir. Kültürünü bilen ve geliştiren, anlama ve yorumlama gücü yüksek, hızlı düşünen ve çözüm geliştiren kişi okuyan kişidir.  Topluma renk katan, toplumunu seven ve toplum sorunlarına ortak olan kişilerin en büyük destekçisi kitaplarıdır, okuduklarıdır. Uğur Mumcu’nun da dediği gibi: okuyan önce bilgi sonra da fikir sahibi olur.

Tersini hayal edelim. Okumayan toplum uygar olabilir mi, okumaktan bihaber bireyler nasıl engin olabilir, daha mutlu ve müreffeh gelecek vadedebilir mi?  Amerikalı yazar  Alvin Toffler bir sözünde şöyle der: Yüzyılın cahilleri okuma yazması olmayanlar değil, okumayanlardır. Öğrendikleri yanlış bilgileri unutamayan, yeniden öğrenmeye ve değişime açık olmayanlardır. O halde değişmek ve ilerlemek için farklı ve sürekli okumak en doğrusudur. Batı dünyasının bugünkü güç ve başarısının arka planında okuyan araştıran toplum modeli yatmaktadır.


Kimseye haksızlık yapmak istemem: Günümüzde kitap okumak zordur. Bu kadar teknolojik araç gereç bombardımanına maruz kalan çoğu yetişkin kişiler iş çıkışı evde TV başında kanal kanal dolaşarak veya sosyal medyada “takip et, beğen” arasında boşa zaman harcamayı tercih etmektedir. Bu durum çocuklar için de rol model teşkil etmektedir. Maalesef birkaç istisna haricinde TV kanalları faydalı bilgi aktarmamaktadır. İç karatıcı, toplum gelenek ve göreneklerini yerle bir eden, şiddet konulu programlar izleyiciyi örtülü bir şekilde mutsuz, saldırgan ve düşünemeyen bireyler yapmaktadır.  Teknolojinin dengesiz ve dikkatsiz kullanımı özellikle de gençlerimizi oyun ve TV bağımlılığı kıskacına almış durumdadır. Ebeveynler kendileri ve çocukları için okumalıdır. Ama bunu çocuklarıyla birlikte yapmalıdır. Televizyon keyfini çocukların uyku saati sonrasında değerlendirebilirler mesela. Unutmayın, okuma alışkanlığı çoğunlukla ailede başlar.

Kitap okumanın zor bir yanı da, neyi okuyacağımız konusunda yaşadığımız ikilemdir. Bu konuda şahsen uyguladığım basit bir iki ipucu verebilirim. İnternetten kitaplarla ilgili okuyucu yorumlara bakmak işinize yarayabilir. Ya da kitapçıya gittiğinizde arka sayfaları okumak da tercih edilebilir. Önemli olan sizi etkileyebilecek, konusuyla sizin ilginizi çekmiş bir şeyler okumaktır. Unutmayın, sizi çok yakından ilgilendiren, severek okuyabileceğiniz onlarca kitap olduğundan her zaman emin olabilirsiniz. Bu durum kitap okumanız için güzel bir bahane olabilir.

Bir arkadaşımın kitap konusunda anlattıkları beni güldürmüştü:

“Kitap kitapçıdan alınır, ne gutenberg.org’dan indirilir ne de amazon.com’dan ısmarlanır. Kitabın kapağına şöyle bi dokunursun. Rasgele bir sayfa açarsın. Okumadan önce burnuna yaklaştırır kokusunu içine çekersin J Sonra bir paragrafa ilişir gözün, okur bakarsın anlatımı ve konusu nasıldır diye. En son arkasını çevirir fiyata bakarsın, eğer bir kitabı çok istiyorsan ne olursa olsun onu alırsın. Kitap okumanın amacı kitap bitirmek olmasa da, bir kitabı bitirince aldığın haz hiçbir şeyle karşılaştırılamaz. Kitap okurken telefon hiç çalmasa dersin, annem eve erken gelmese dersin, acıkmasam, tuvaletim gelmese dersin. Rahatsız edilmeye tahammül edemezsin J