Yabancı Dil Öğrenmek

Pek çok insan dil öğrenmeye karşı önyargılıdır. “Ben yabancı dil öğrenemem”, “dil öğrenme özürlüyüm”, “dil öğrenmeye yeteneğim yok” gibi ifadeleri kullanırlar. Bunların hepsi sadece bir bahanedir, mazeret bile olamaz. Siz anadilinizi nasıl öğrendiniz? Anadiliniz de bir dil değil mi? Peki bu dili öğrenmeyi siz mi seçtiniz? Bu sorunun cevabı elbette ki “hayır”. Eğer siz İngilizce konuşulan bir ülkede doğmuş olsaydınız, otomatik olarak İngilizce öğrenecektiniz. O yüzden “ben yabancı dil öğrenemem”, “dil öğrenme özürlüyüm”, “dil öğrenmeye yeteneğim yok” gibi ifadeler tamamen geçersizdir. “Öğrenemem” diye bir şey yoktur, ama “öğrenmek istemiyorum” ifadesi vardır. Lütfen kendimizi kandırmayalım. Üzerine düşersek, emek harcarsak, çaba gösterirsek, elbette öğreniriz. Dil öğrenmenin birinci kuralı; “Dil yaşayan bir varlıktır”. Onu öldürmeyeceksiniz, her zaman yaşatacaksınız, bunun için de sürekli kullanacaksınız. Sürekli dil öğrenmeye odaklanırsanız beyniniz dil öğrenme konusunda hücre üretmeye başlar. Ne kadar pratik, o kadar hücre. Ne kadar hücre, o kadar ustalaşma, o kadar akıcı olma. Peki, bunu nasıl yapacağız? Önce bir temelimiz olması lazım. Bunun için bir ders alabiliriz. Bazı kalıpları, yapıları beynimize yerleştirince, bunları kullanmamız gerekir, yani yaşatmalıyız kullanmazsak ölürler. Bunun için gün içerisinde anadilimizde söylediğimiz cümleleri (mesela İngilizce öğrenmek istiyorsak) “İngilizce nasıl söyleriz?” diye düşünerek, o cümleyi İngilizce kurmaya çalışmalıyız. Günlük hayatta söylediğimiz cümlelerin 10 tanesini İngilizce kurmaya çalışsak (artık internet var, whatsapp var, sorsak, öğrenme peşine düşsek). Günde 10 cümle, bir ayda 300 cümle eder, 6 ayda 1800 cümle eder. 1800 cümlenin kalıbını öğrenen, o kalıptaki bir kelimeyi değiştirerek farklı cümleler kurabilen bir insan, artık her cümleyi kurabilir ve yorumlayabilir hale gelecektir. Bu aynen şu örneğe benzer; hiç masa tenisi oynamayı bilmeyen bir insan, önce bir bilenden bazı şeyleri öğrenip, 6 ay her gün yarım saat uygulama yapsa, yani beynini o konuda hücre üretmeye zorlasa, 6 ay sonra çok güzel masa tenisi oynayabilir mi, oynayamaz mı? Benim cevabım “elbette ki oynar”. O zaman dil öğrenmek de bu şekilde, yaşatarak olur. 

Şimdi siz diyeceksiniz ki; biz okulda 15 sene “present tense, past tense” görüyoruz, bir sürü de kelime ezberliyoruz, ama cümle kuramıyoruz. Çok doğru. Bana göre bunun iki sebebi var, ben de öğrencilerimle sürekli bu iki konu üzerindeki yanlışlara yoğunlaşarak öğretiyorum. 

Birincisi; öğrendiklerimizi kullanmıyoruz, ders zili çalınca her şey bitti. Okulda öğrendiğimiz o past tense mesela, aslında günlük hayatta ne kadar çok karşımıza çıkıyor. “Şuraya gittik, şunu yaptık, şunu dedi, şunu yedi, şu saatte şunu yaptık, neden yaptık? Şundan dolayı yaptık, şunu aldık, şöyle aldık” daha neler neler. Ama hiçbirini İngilizce nasıl söylenir diye merak etmiyoruz. Zaten merak edenler beceriyorlar. Bir de “bunu birileri yapıyorsa, ben niye yapamıyorum?” Bu yapılabilen bir şey ise “ben de yapabilirim” demek yerine “ben yapamam” diye kestirip atıyoruz. Aslında bir uğraşsak, sorsak, çaba harcasak, beynimizi bu konuda hücre üretmeye zorlasak, yapamam dediğimiz pek çok şeyi yapabildiğimizi göreceğiz. 

İkincisi; eksik öğreniyoruz, dil öğrenmek, sadece gramer öğrenmek değildir. Pek çok öğretmen grameri sevmediğini söyler ama derse girince, müfredat gereği gramer öğretmek zorunda kalır ve sistem bu öğretme biçimini öyle bir hale getirir ki, öğretmen” konunun gramerini verdim, yeter” der. Halbuki dil öğrenmek üç ayaklı bir sehpaya benzer; dilbilgisi (Linguistics), anlam bilgisi (Semantics) ve ses bilgisi (Phonetics). Bu üçünün oluşturduğu bütünlüğe dilin yapısı (Structure) denir. Bunların üçünün de birlikte olması gerekir. Biri veya ikisi olmadan dil tıpkı üçayaklı bir sehpa gibi ayakta duramaz. Cümlelerin kalıp özellikleri, cümlelerin ve kelimelerin anlam farklılıkları veya benzerlikleri, söyleyiş yani telaffuz özellikleri, öğrenilip ve sonra da bunları hep birlikte kullanmak lazımdır. 

Unutmayın; ben yapamam diye bir şey yok. Birileri yapabiliyorsa, ben de yaparım. 

Yazar: Abdurrezzak SARIN (İngilizce Öğretmeni)