Yürekleri dillense dünyayı kurtaracaklar!

Bu sene okula başladığımda ''nereye geldim ben ya'' psikolojisinden kurtulmak elbette kolay olmadı. Aradan geçen 4 ay sonrası kendimi öylesine güzel bir ortamın içinde buldum ki bu tarif hiçbir kitapta yoktur eminim. İzmir-Manisa arası gidip geliyorum, okulda sevdiğim bir hoca var. “Gönüllü olan var mı aranızda?” dedi dersin ortasında. “Pardon da neye?” dedik içimizden. “Engelli çocuklar ile çalışmaya?” Aha, “bende işitme engelliyim hocam, bir kulağım hiç yok dedim. Lakin İzmir’den gelip gidiyorum size nasıl yardımcı olabilirim?” “Tamam kızım İzmir’de de var bu işin ehli” dedi.

Neyse bir grubun içinde buldum kendimi, yer ve saat belirleniyor. Sabah olsun diye heyecandan ölüyorum, heyecandan uyumuşum şaka gibi… Sabah en güzel kıyafetlerimi belki o gün göreceğim o güzel melekler için ilk defa giydim, özendim, süslendim. Mavişehir’e gidiyorum, otobüsteyim. İçim içime sığmıyor, sabırsızlanıyorum. İki tane öğrenci verdiler bana. Biri otizmli diğeri benim gibi işitme engelli. Benim ilk senem işaret dili bilmiyorum. Korkum büyük, bu güzellik ile ya anlaşamazsam diye? Korktuğum kadar olmadı. Gözlerinin içiyle konuştum onunla, hareketleri ve mimikleriyle. “Jimnastik için yardımcı olur musun?” dediler. El kadar çocuk, beynin de oyundan başka bir şey yok. Beni de yeni tanıyor, birden nasıl ders moduna sokayım? Lego oynarken bulduk kendimizi, o yüzünde ki gülüş ikisinin de o kadar sahici, o ellerimi ısırmaları öylesine sevdiklerini belli ediyor ki, o mutluluk çığlıkları… Dedim ya hiçbir dilde asla bunun tarifi yok.

Engelli değiller. Kiminin kulağı, kiminin aklı, kimin kolu, kiminin bacağı belki onları eksik yapıyor. Biz de evet onlara öküz gibi bakıyoruz, belki biraz kaba oldu ama biz Türkler bu konuya asla aşina olamadık, kendimizden eksik birini gördüğümüz de ya acıyarak ya da kötü kötü baktık. Peki ya farkınız ne onlardan? şükrettiniz mi onların eksiklerinin sizde olmayışına? Hayır! Neden? Daha fazlasını istediğiniz değil mi? Boş verin siz bildiğinizi okuyun. Belki biz den bir eksikler, belki iki ama inanın bana tüm eksikleri kalplerinde tamamlanmış çocuklar bunlar, tüm güzellikleri kalbinde barındırmış bireyler, tüm saflıkları içinde olan yaşlılar bunlar. Aciz bakmayın onlara, bir el uzatın, bir gülümseme… Normal bir çocuğun istediği Barbie bebekten çok daha mutlu edecektir onları. Belki bir oyun? Belki bir simit? Belki bir kitap? Normal bir araba yatak isteyen çocuktan çok daha mutlu edecektir bu çocukları? Ne dersiniz? Bitirin artık aramızda olmamaları gerekiyormuş gibi attığınız o bakışları. Gözleriniz dolu dolu bakmayı bırakın. Bırakın ve gülümseyin o çocuklara. Es geçmeyin onları. Yine olsa yine gönüllü olurum. Hatta Allah’ım nasip ederse mesleğim onlarla can bulacak galiba.

Kısacası kalplerimiz engelli olmasın, kısacası fikrimiz kötü olmasın, hayatta hala iyi insanlar olduğuna kanaat getirerek yazıyorum belki yazılarımı evet, ama hala iyi insanlar var, küçük bir yürek, milyon iyilik. Ölümlü ya dünya, faniyiz, göçebeyiz ya bu hayatta, unutmayın bu güzellikleri de. Unutmayın ki başımıza geldiğin de anlamayalım bazı şeyleri. Umarım karşınıza böyle melekler çıkarda, hayatınız bir saniye bile olsa güzelleşir. Melekler bizimle! 

Yazar: Gamze Özen